Mahkeme, boşanma sonucunda çocuğun velayetini verme konusunda seçimlik hakka sahiptir. Çocuk eğer bebeklik döneminde ise çocuğun velayetini anneye verilmesi yönünde hâkim takdir yetkisini kullanabilir. Bunun nedeni bebeklik döneminin anne sevgi ve şefkatine muhtaç olduğu bir dönem olması düşüncesidir. İkinci durum ise çocuğun konuşabilir olması durumudur, bu durum söz konusu olduğu takdirde sosyal hizmet uzmanları eşliğinde çocukla konuşulur. Çocuğa hangi şartlar altında yaşamak istediği sorulur, verdiği cevaplar neticesinde mahkemeye sunulmak üzere bir bilirkişi raporu hazırlanır. Ancak unutulmaması gerekir ki mahkeme hâkiminin raporun sonuçlarına göre hareket etme zorunluluğu yoktur.
Boşanma sonucunda anne babanın yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekir. Çocuğun yararı ise çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konularda ki üstün yararını belirlerken; çocuk erişkin bir olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir konuda, kendi yararı için ne gibi bir karar verecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde karar vermesi gerekir. Yani çocukla ilgili karar verirken, çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Bu bakımdan çocuğun mahkemece eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin kendisinden sorulması ve psikolog, pedagog uzman veya uzmanlardan çocuğun anne ve babayı yanındaki barınma ve yaşama koşullarının değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu da istenmelidir. Tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasını çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Diğer taraftan, çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen; bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merci, bir karar almadan önce;