Muvazaa; bir hukuki ilişkinin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak konusunda anlaşmaları şeklinde tanımlanabilir. Muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için üç unsur aranır;
Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. Maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerdir. (Yargıtay’ın 01/04/1974 – ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
1.Tüm mirasçılar: Bu tür davalar mirasta saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar tarafından açılabilir. 01.04.1974 tarihli ve 1/4 sayılı İBK’nın sonuç bölümü kapsamında “miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar” denmek suretiyle, temlik tarihinde mevcut ve sonradan ortaya çıkabilecek mirasçılar bakımından bir ayırım yapılmış değildir. Demek ki muvazaalı temlik tarihinden sonra mirasçılık sıfatını kazanan mirasçının da muvazaa nedeniyle dava hakkı bulunmaktadır.2. Atanmış mirasçılar: Tüm mirasçılar kapsamına “atanmış mirasçılar”da dahildir. Bu mirasçılar da, tıpkı yasal mirasçılar gibi mirası, murisin ölümü ile hak kazanırlar.3. Evlatlık ve onun alt soyu: Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası evlatlık ve onun alt soyu tarafından da açılabilir. Nitekim 1. HD’nin 19.02.2004 tarihli ve 716/1392 sayılı kararında da benzer şekilde görüş belirtilmiştir: “Davacı, miras bırakanın evlatlığının füruğudur. Kök miras bırakan 24.04.2000 tarihinde, evlatlığı Hüseyin ise 17.11.1994 tarihinde kendisinden önce ölmüştür. MK 500. maddesi gereğince, evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olacağından evlatlığın daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez. Öyleyse kök miras bırakanın yasal mirasçısı konumunda bulunan davacının davada sıfatı bulunduğu tartışmasıdır.”Burada davayı açacak mirasçı, davayı tek başına açabileceği gibi diğer mirasçılarla birlikte de açabilecektir.
Muris muvazaasına dayalı olarak açılacak tapu iptali ve tescili davalarında bazı kişiler dava açma haklarını kaybetmiş olmaktadır. Bu kişiler :1. Mirası reddeden: Kendi murisine ait mirası reddeden kişilerin muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açamayacakları Yargıtay kararlarında vurgulanmıştır. 1. HD’nin 30.06.2009 tarihli ve 3989/7600 sayılı kararı emsaldir. Karara göre; “… Öte yandan, davacılar Y. ve E., miras bırakan R.’ten önce ölen oğlu T.’den olan torunlarıdır. Bunlar babaları T.’in mirasını usulü dairesinde reddetmişlerdir. Her ne kadar TMK m.611 hükmü gereğince yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçerse de, somut olayda T. kendi murisine ait mirası reddetmemiş, Y. ve E., T.’den gelen mirası reddetmişlerdir. O halde kendi murisine ait mirası reddeden bu kişilerin muris muvazaasına dayalı olarak açtıkları davanın dinlenilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. 2. Mirastan ıskat edilen kişi: Kural şudur: Mirastan ıskat edilen mirasçı, murise mirasçı olma sıfatını kaybeder ve miras hakkından yoksun kalır.HD’nin 12.05.2008 tarihli ve 8036/6856 sayılı kararında ifade edildiği üzere; “mirasçılıktan çıkarma, miras bırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir. Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen çıkartma sebebini ispat, çıkarma tasarrufundan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Sebebin varlığı ispat edilmemiş veya çıkarma sebebi tasarrufta hiç belirtilmemişse, tasarruf mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak miras bırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur. Bu halde mirasçının hissesi saklı payına indirilir. Mirasçılıktan çıkarmanın iptali kademelidir. Öncelikle miras bırakanın açıkça yanılıp yanılmadığı araştırılır. Eğer bu hal yoksa davalı mirasçılıktan çıkarma sebebini ispat edememişse, davacının alacağının belirlenmesi için davaya tenkis davası gibi devam edilmesi gerekir.” Uygulamada, miras bırakan tarafından yapılan vasiyette yazılı olan şartlara göre mirasçılıktan çıkarma olgusuna sıkça başvurulduğu gözlenmektedir. Örneğin mirastan çıkarılanın murisi dövdüğü, hakaret ettiği somut biçimde vasiyette belirtilmişse dövme ve hakaret olgusunun doğruluğu kanıtlandığı takdirde muris tasarrufunda haklıdır, yani mirastan çıkarmaya ilişkin tasarrufunun sebebi hakkında açık bir yanılmaya dayandığı kabul edilemez. Yinelenen deyişle, “mirastan ıskat edilen mirasçının terekeden hak elde etme olanağı yoktur. Ancak mirastan çıkarmaya ilişkin tasarrufun iptali davası reddedildiğinde ıskat ayakta sayılır. Bu durumda miras hakkından ıskat edilen kimsenin alt soyu o kimse müteveffadan önce ölmüş gibi mirastaki saklı paylarını isteyebilirler. Bu nedenle ıskat edilenin alt soyu olan davacıların bu davayı açmakta aktif husumet ehliyetleri mevcuttur. Bu husus gözetilmeden davacıların mirasçı olamayacaklarından bahisle ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır” (2. HD, 12.12.2007 - 15355/17423).3. Sözleşmeyle miras hakkından vazgeçen: Kişinin, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açması söz konusu değildir. Mirastan feragat sözleşmesi (TMK m.528), miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan, resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur. Geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinin varlığı aranır. Örneğin sözleşmeye muris bizzat katılmayıp, vekâleten düzenlenmişse geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez.
Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası HMK m.12/1 (HUMK m.13) hükmü uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir. Dava, taşınmaz mala (ayni hakka) yönelik olduğu için ve bu kamu düzenini ilgilendirdiği için yetki resen nazara alınır. Başka bir deyişle HMK m.12’de öngörülen kesin yetki kuralı gözetilerek resen yetkisizliğe karar vermek zorunluluğu bulunmaktadır. HMK m.19/1 hükmüne göre; yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetki konusunda taraflar “yetki sözleşmesi” yapamazlar. HMK m.17 hükmü açıktır.
Muris muvazaasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescili davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Nitekim görevli mahkeme eski usül kanununda taşınmazın değerine göre belirlense de Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile bu ayrım kalkmış, malvarlığına ilişkin davaların Asliye Hukuk Mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir.
Muris muvazaasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescili davalarında herhangi bir süre söz konusu olmaz. Nitekim 1. HD’nin 25.09.2006 tarihli ve 7165/9159 sayılı kararında da benzer ifadeye yer verilmiştir: “Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmadığı, davanın niteliğine göre bu tür davaların süreye tabi kılınmaksızın her zaman ileri sürülmesinin olanaklı bulunduğu gözetilmek suretiyle işin esasına geçilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir”.
Muris muvazaasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescili davaları, ancak murisin ölümünden sonra açılabilir. Miras bırakan hayatta iken, muvazaaya dayanarak tapu iptali davasını müstakbel mirasçıların açması olanağı yoktur. Eş deyişle, aktif dava ehliyeti (davacı olma sıfatı), ancak miras bırakanın ölümünden sonra mirasçılar yönüyle oluşur.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız muris muvazaası halleri;